25 Aralık 2010 Cumartesi

Bakara Suresi, 216

“… Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216)

Allah bu ayette, kimi zaman insanın kendisi için çok hayırlı ve güzel olacağını sandığı bir olayın aslında dünyada ve ahirette hüsrana uğramasına neden olabileceğini ya da zarara uğrayacağını düşünerek kaçınmaya çalıştığı bir olayın kendisi için çok hayırlı ve hikmetli olaylara vesile olabileceğini bildirmiştir. Tüm bunların gerçek bilgisi sadece Allah Katında saklıdır.
Hayrı da şer gibi görünen olaylarıda yaratan Allah’tır. Şer olarak değerlendirilen olaylar aslında hikmeti tam olarak kavranamayan, ilk anda olumsuz gibi görünen olaylardır. Örneğin, önemli bir toplantıya geç kalındığı zaman bu durum şer gibi değerlendirebilir. Oysa gerçekte en hayırlısı toplantıya geç kalınması olduğu için Yüce Rabbimiz o şekilde yaratmıştır.
Olayların sonucunu takdir edebilecek olan zaman ve mekanla sınırlı insanlar değil, zamandan ve mekandan münezzeh olan, zamanı, mekanı, olayları ve insanları da tek bir anda yaratmış olan Allah’tır.
Allah sonsuz akıl sahibidir ve dünya hayatında meydana gelen her olayı özel bir plan ve kader doğrultusunda, hayır ve hikmetle yaratmıştır. İnsan ancak olayların dıştan görünen kısmı ile muhatap olabilmekte ve ancak kendi anlayışı ile bu olayları değerlendirebilmektedir. Sınırlı bilgi ve anlayışı ile kimi zaman hayır ve güzellik olan bir olayı olumsuz, kötülük ile dolu olan bir olayı ise olumlu ve hayırlı olarak nitelendirebilmektedir. Bu durumda doğruları görebilmek için iman eden bir insanın yapması gereken, Yüce Allah’ın sonsuz akıl ve bilgisine teslim olarak, her olaya hayır gözüyle bakmaktır.

Bakara Suresi, 200-202

“İnsanlardan öylesi vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada ver" der; onun ahirette nasibi yoktur. Onlardan öylesi de vardır ki: "Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru" der. İşte bunların kazandıklarına karşılık nasipleri vardır. Allah, hesabı pek seri görendir.” (Bakara Suresi, 200-202)

Yüce Allah ayetlerinde, sadece dünya için istekte bulunan kişilerin ahirette bir kazançları olmayacağını bildirmektedir. Allah'tan gereği gibi korkup sakınmayan, ahirete de kesin bir bilgiyle iman etmeyen insanların istekleri sadece dünyaya yönelik olur. Onlar zenginliği, mülkü, itibarı hep bu dünyadaki hayatları için isterler. Allah, dünyayı isteyenlere dünyayı verir, ancak onlar ahirette büyük bir kayıp içinde olurlar. Müminler ise ayette bildirildiği gibi hem dünya hayatları hem de ahiretleri için Allah'tan istekte bulunurlar. Çünkü ahiretin dünya hayatı kadar kesin ve yakın bir hayat olduğuna iman ederler.

Müminler de dualarında Allah'tan sağlık, zenginlik, ilim ve güzellik isterler. Ancak onların her dualarında Allah'ın hoşnutluğu ve din ahlakına uygun bir niyet vardır. Örneğin zenginliği, Hz. Süleyman (a.s.) gibi Allah yolunda kullanmak için isterler. Hz. Süleyman (a.s.), Allah'tan kendisine kimsenin erişemeyeceği kadar büyük bir mülk vermesini isterken bunu dünyaya yönelik bir hırs olarak değil, Allah yolunda kullanmak, insanları Allah'ın bildirdiği din ahlakına çağırmak ve Allah'ı zikretmek için istemiştir. Müminler zenginliği de sağlığı da; Allah yolunda mücadele edebilmek, Allah’ın rızasını kazanabilmek, Allah’ın varlığını, birliğini anlatabilmek ve İslam ahlakını tüm dünyaya yaymak üzere tebliğ faaliyetlerinde bulunabilmek için isterler.

Dünya hayatını isteyen, ahireti düşünmeyenlerin ise tüm istekleri kendi menfaatleri için bu dünyaya yöneliktir. Tüm ilmin yegane sahibi olan Allah, bu insanların dünyada isteklerini verir, ancak onlara ahirette azap dolu bir hayat vardır. Dünya hayatında sahip oldukları hiçbir nimete ahirette ulaşamazlar. Allah bu önemli bilgiyi, Kuran'da şu ayetleriyle insanlara bildirmektedir:

“Kim ahiret ekinini isterse, Biz ona kendi ekininde arttırmalar yaparız. Kim dünya ekinini isterse, ona da ondan veririz; ancak onun ahirette bir nasibi yoktur.” (Şura Suresi, 20)
“Kim çarçabuk olanı (geçici dünya arzularını) isterse, orada istediğimiz kimseye dilediğimizi çabuklaştırırız, sonra ona cehennemi (yurt) kılarız; ona, kınanmış ve kovulmuş olarak gider.” (İsra Suresi, 18)